Edremit Körfezi; doğduğum yer olmayıp doğmayı istediğim, okuduğum yer olmayıp, okumayı istediğim, yaşadığım yer olmayıp yaşamayı istediğim tek yer,
Hep okullar açıldı dönmen lazım, iş başlıyor dönmen lazım ….
Hiç dönmek istemezdim ki…
Bilirler beni bilenler, kendimi bildiğimden beri Bursa’ya kadar ağlar sonra normale dönerdim. Kimileri bölgenin delisi de derdi. Körfeze gelince kendimi kral gibi hissederim.
Bilmem belki büyük dedemin, annemin dedesinin ağa oluşu mudur bana bu duyguyu hissettiren?
Kocaman bir konak; bir kapısı bir mahallede diğer kapısı öbür mahallede, geniş bir avlu, dut ağaçları, kuzineli, tel dolaplı eski zaman mutfağı, hoopp kaya kaya inilen ahşap trabzanlar, mermer hamam,”napıyon bakam” diyen lehçeli kadınlar,
3 güzel kız çocuğu ve onların çocukları doğmuş ve büyümüştür bu evde.
Yemek yemek, şölendir adeta. Çocuk yaşta çekilirsiniz mutfağa, kültürü öğretmektir amaç. İşte bu sebepledir ki her jenerasyonun kadınları hem akıllıdır, hem beceriklidir. 3 güzel kızı olmuş büyük dedenin eeh öyle olunca oğlanlar karaborsa. Oğlan torunlar , damatlar hep değerli olmuş sülalede ama değer bilenlere tabii….
Çok küçük yaşlarda hemen zeytin görürsünüz etrafta, zeytin çizilir, kırılır, zeytinyağı kahvaltının sultanıdır, benzetmeler bile bu yöndedir, gözlerin zeytin yeşili derler küçüklüğümden beri..
Hatırlarım sabah erken kalkar evin erkek ahalisi canım dedemin komutasında sulamaya giderler, zeytine giderler, hasata giderler. Mis gibidir hasat sonundaki sofra tazecik sıkılmış zeytinyağı ve kızarmış ekmek, tadımdır bizler için adeta.
Gelsin sonra canım ananemin özenle yaptığı zeytinyağlı sofralar, zeytinyağlı kurabiye, pilavlar, zeytinyağa bandırılmış otlar…..
Onun için sağlıklıdır yöre halkı,
Sabun ciltleri parıldatır, Yaşlanmaz burda insanlar,,,
Canım annem çevresine öyle yedirmiştir ki yağlarımızdan, zamanı gelince herkes arar “eee hadiii bize de yok mu diye”
Ehhh hal böyle olunca kaçınılmaz oldu zeytinyağı, ben de yukarıda anlatılan hikayenin 3.kuşağıyım.
Çok değerli aile büyüğüm çok küçük yaşımda bile bu işi yap, öğren hem çok kolay hem de çok önemli derdi,
Ama bir türlü yapmadım, yapamadım..
THY’nin ikramını, cumhurbaşkanı ve başbakanının menülerini planlayarak başladım iş hayatına, Orda bile zeytinyağ sosu benim şimdi. Tadım yaptırırlardı bana.
Ne yalan söyliyeyim komşu kızı soktu bu fikri kafama, yaklaşık 1 yıldır sürekli okuyorum, okudukça inanamadım, Türk zeytinyağının ne halde olduğunu,
Önce sosyal sorumluluk projesi olarak yaklaşmak istedim. Sahip çıkmak lazım ülkenin veli nimetine diyerek kolları sıvadım. Gösterelim İspanyola, İtalyana Katılacağım dünya yarışmalarına diye söz verdim kendime.
Mühendis olmamızdan mıdır, yıllardır Türkiyenin işini iyi yapan mühendislik ofisi olmamızdan mıdır bilmiyorum titiz davranırız işimizde…Ehh hal böyle olunca gelsin şık tasarımlar, şişeler tenekeler,
Çok genç yaşta vefat eden tanıdığım söyle dedi “ Altın Suyu” bu sakın unutma çok değerli. Evet zeytinyağı değil Altın Suyu derken Edremit Körfezi de Türkiye’de zeytinin başkenti olunca, altından esinlendik Aureline’i bulduk.(Au=Kimyada altının simgesi) Havranın eski adıymış. Altın diyarından gelme demekmiş. Eskiden Havran evlerinin altında altın çıktığı söylenirdi.
İşin zeytin kısmı bilindikti de bu kısmına yabancıydık. Türkiye’nin en iyi ajansı da işin içine girince çözdük en iyi şeklide ve oluştu ORELİN—Doğanın Efsanesi……
Hem doğa için hem de benim için gerçek bir efsane.
Ve söz verdim kendime ve de sizlere;
Tüm bu yolculukta hep yanımda olan, hep destekleyen, en büyük yardımcıya burdan selam olsun…
Bu gerçek bir hikaye,
Kahramanların adı bende saklıdır. Okuyan çarçabuk anlar.
Gökten üç zeytin düştü; biri bana, biri dinleyenlere, diğeri de bütün iyi insanlara olsun”
Artık şöyle sesleniyorlar, Diğdem iş için gitmen lazım
Çok keyifli geliyor kulağıma.
Aşkla gidiyorum topraklarıma……..